• 19.8.2009 - 20:10 - Mahzun Bir Hayaldir Şimdi Bahar
Mevsimlerden sonbahar, aylardan da kasım olunca derin bir hüzün kaplar tabiatı. ve insanı. ‘yolun sonu görünüyor’ türküleri bestelenir yeniden ve gözleri doldurur tabiatın, hıçkırıklara boğulur insan. Derin bi pişmanlığın sızısı sarınca her yanı, yangınlar çıkar yeşil pencerelere. Derde dert katar sararmış yaprakların yere düşmesi, yıkılır tabiat, yıkılır insan.
Mevsimlerden sonbahar, aylardan da kasım olunca derin bir acı ile sarsılır insan. Çünkü kış yaklaşmakta ve tabiat ‘elveda’ diye haykırır. ‘elveda’ der ahbaplarına ve dostlarına. Ayrılır yapraklar dallarından ve ‘yaş 35 yolun yarısı eder’ şiirlerine gerek kalmaz. Çünkü mevsimlerden sonbahar, aylardan da kasım yolun sonudur kar düşen tepelere.
Rüzgarın titreten nağmeleri bir şamar gibi çarpar insanın suratına.kendine gelir insan, sorgular ilkbaharı ve yazı. Sorular denizinde boğulur, sorular dehlizine atılır bir kasım ayında tutunacak dallar kurumuştur, güvenilecek dağların yoldaşı karlar olmuştur sonbaharda.sarı yapraklar ürperten bir sesle, dökülür öle toprağa ıslak bakışlardan.
Kasım güneşi yalancıdır. Yalancı gülücüklerle cezp etmeye çalışır tabiatı. tohum kanmaz yalancı kasım güneşine.topraklar küskündür, çimenler dargın ,acı kahkahalar atar kasım.taziye verilir güle ve goncaya. Kanatır kasım renkleri insanın sinesini. Kuşatırken kasım kasırgası arzuları şuleler yakar ihyanla şuurları.
Çıkmaz sokaklarda aranır yitik mutluluklar. Duygular mehtabın ışığında kanlı gözyaşı döker Fırat’a ve Dicle’ye. Sonu belirsiz bir oyuna daha mecali yoktur insanın; heybesinde biraz hüzün, biraz hasret ve milyonlarca ‘ah’ ile yürür harabistana. Nalan olur ‘keşke’ her dudakta. Buseler soğuktur sonbaharda.
Ve aralık aralarken gıcırdayan kapıyı, toprağa düşen buğdaylar gibi bekler insanda yeniden dirilmeyi. bekler nevruzu ilk baharı.
• 6.7.2009 - 20:36 - Umudum Gitme Sözünün FısıLtısında...
En çok özlenildiği zaman sevilir giden. Özledikçe severiz, sevdikçe özlemler birikir göğsümüzün en yangın yerinde.
Sevgi varken yaşanan ayrılıklar sızılı bir masaldır. Sebep ya şartlardır, ya zamandır, ya da belki de sevginin göz alıcı, sihirli ışığına teslim olmaktan korkmaktır. Ne olursa olsun bu masal ayrılıkların ayrılıklarla başlamadığını anlatır.
"Hoşça kal" der bir yazı, ya da bir ses. Yüzünü sevgilinin yüzüne değdirmeyi kimse bu anda istemez. Çünkü en çok o ana isyan eder belki çıldırasıya sarılma, delice öpme isteği...
("Dur gitme! Hoşça kalamaz ki kimse, ne giden ne de kalan geriye...")
(Gidenin biz olduğumuzu düşündüğümüzde hep kalan olmadık mı aslında geriye? Gittiğimizi düşünüp aynı yerde saydık hep. Doğum günleri çoğaldı avuçlarımızda, takvim yaprakları anılarıyla düştü yüreğimize. Ne yana kaçsak aynı yerde kaldık hep.
Vakitli vakitsiz hasretler nöbeti, gece yarısı sevgilinin o güzel hayali, gözlerde lanetli bir hıçkırığın intihar eşiği...)
Sevdikçe sevilenin yürekte kalmasındandır aslında hepsi...
Oysa aslında bitmemiştir değil mi?
Sözler söylenmiş, gereği düşünülmüş, süren sürülmüştür...
Ama bir bekleyiştir, içinde taşıyan ümidi... Beklersin, neyi niye niçin beklediğini bilmeden... Aslında bilirsin, çünkü geriye sevgi ve şiir kalmıştır, terk edemez ki onları seven.
Evet şimdi ne zaman bir şarkı, bir söz, bir hatırlayış olsa hep bir pay bırakır bana ve sana olan sevdama...)
UNUTMA BEN GİDERKEN DÖNÜP DOLASIP HEP SANA GELİYORUM ASLINDA...
Arkama baksam da bakmasam da umudum "Gitme" sözünün fısıltısında
Aslında yazıp koymak istediğim bir sürü resim vardı...Ancak blog yine kafayı yemiş uzun yazıları kaydetmiyor yine...Neyse kısa bir haftada uzun uzun yazıp bunaltmiim sizleri..Nasıl olsa bunun ağustos tatilide var..
Bahçeşehire girdiğimizde "ohhh bea siz nereye giderseniz gidin beni benle bırakın burda deyip,
Evin tadını çıkarmak istedim göle karşı kendimle... Diyeceğim o ki ; Her nekadar içim kıpır kıpır olsada, hele şu müziği dinlerken ritmine kendimi kaptırsamda, sessiz sakin bir ortamda kendimle kalmayı istemek yaşlılık belirtileri olsa gerek...pehhhh
Ne anlatmamı bekliyodunuz ? Taş işte durduğu yerde duruyo... Beş dene daş... Kendi aralarında cirit atan balıklara bisküvi kırıntıları atıp, birbirlerinden kapabilmek adına kavga etmelerini seyrettim...iyilikmiydi yaptığım yoksa kötülükmü anlayamadım... Diyeceğim o ki ; Yapılan her bir iyilik birilerini mutlu kılarken birilerinide mutsuz kılabiliyor.. Ve yine diyeceğim o ki ; Bazıları durduğu yerde etrafında olup bitenlerden bi haber put gibi durabiliyor...Daş gibi..
Napmalıı napmalı bi deniz havası almalı derken kendimi Kadıköy iskelesinden, Eminönü iskelesine yol alırken buluyorum... Diyeceğim o ki ; Ara sıra hesapta olmayan, esen rüzgarın yönüne bırakmalı insan kendini..
Vapurların peşine takılan martılar, birkaç simit parçası kapıp karınlarını doyurmak için adeta birbirleri ile yarışırken ortaya ilginç görüntüler çıktı. Vapurda bulunan insanların meraklı gözlerle takip ettiği bu ekmek kavgasında güçlü olanlar karınlarını doyururken, zayıflar ise sadece bakmakla yetindi. Maalesef Diyeceğim o ki ; Gücün önemi burdada kendini gösteriyor..Günümüz insanları gibi hayvanlar alemindede herzamanki gibi güçlü olan kazanıyor...
Kanlıca sahilinde kanlıca yoğurdu tatmak güzel şey... Diyeceğim o ki ; Abartmışlar...Hemide çookkkk...Hani yoğurt bilmesek neyse...Her nekadar kendi mayaladığım yoğurtlar kadar güzel olmasada eh yinede güzeldi diyelim...Yoğurdu yiyelim ama hakkını naapmiyelimm ? Yemeyelim..
Yemekten sonra Çengelköyde boğaza nazır ince belli bardaktan içtiğim çayın tadı başkaydı...Nerdeyse tüm semaveri bitirdim... Diyeceğim o ki ; Karadenizli olmanın getirdiği alışkanlıkları nereye gidersek gidelim peşimizde götürüyoruz sanırım..
Veee ilgi alanıma giren tarihi yerlerden birisi..Ortaköy camisi..Wayy bea...İmammı olsaydım acep diyorum içimden.. Hey yarabbim...Denize bakan tarafında akşam fasılları filan.. Bu güzelim tarihi yerdeki kıl hocalar sözüm size...Ata eyer gerek, eyere er gerek...Allam ya sen affet...Çarpılicemm valla... Diyeceğim o ki ; Her ne kadar öyle söylesemde, yarım hekim candan eder, yarım imam dinden eder..Ben iyisimi olduğum gibi kalayım.
Daha daha ertesi günlerden birinde salacak taraflarında mısır yiyip,kız kulesini seyre daldım Hero ile Leandros un o iç burkan hikayeleriyle.. Diyeceğim o ki ; Aşk kavuşamadığın, ulaşamadığın bir şeydir. Mevlana tanrıya aşıktır. Babasını hiç tanıyamayan çocuk babasına, annesini tanıyamayan bir çocuk annesine, Çölde susuz kalan toprak suya. Karanlıklar gündüze aşıktır. Kısaca diyeceğim o ki ; Güzelliğin beş para etmez, bu bendeki aşk olmazsa...